mobesetv.blogspot.com.tr

mobesetv.blogspot.com.tr
Tüm dünyadan canlı webcam, mobese, 360° sanal gezinti,panoramik video ve görüntüleri

KIZILAY KAN BAĞIŞI

KIZILAY KAN BAĞIŞI
KAN ACİL DEĞİL, SÜREKLİ İHTİYAÇTIR !

Sunday, March 13, 2011

ANADOLU HALKLARI MOZAİĞİ...

Ercan ÇOKBANKİR
http://www.yerelhaberci.com.tr/yazar.asp?yaziID=2164
Günümüzün önemli olayları arasında yer alan soykırım, 95 yıldır sık-sık gündeme getirilir. Aslında Ermenistan halkı bu konuda suskun olup Ermeni diasporası tarafından devamlı gündeme getirilen bir olaydır. Son İsveç Meclisinde kabul edilen Ermeni Soykırımı iddiasıyla birlikte gözden kaçırılmaması gereken Süryani, Asuri, Keldani, Pontus Rumları ifadesi de geçmesi ilginçtir.

Ülkemizin bu konuda uzmanlaşmış saygın bilim adamları ve yazarları, bu konudaki fikirlerini her gün yazmaktadırlar. Fakat nedense kendimiz söylüyor, kendimiz dinliyoruz. Bütün yazılan ve söylenenler ülkemizi aşıp, nedense dış dünyada yer almıyor. Yer almayınca da dünya kamuoyunu bilgilendiremiyoruz ve de her zaman olduğu gibi de haksız çıkıyoruz.

Kırım Savaşı ile başlayıp 93 Harbiyle devam eden süreçte gerek Kafkaslardan gerekse Balkanlardan 7.5milyon insanımızın Anadolu’ya sürüldüğü tüm tarihçiler ve araştırmacılar tarafından kabul edilir. Amerikalı tarihçi Justin McCarthy daha da ileri giderek bu rakamı 9. milyon olarak kabul eder. Yaklaşık 9 milyon Balkan ve Kafkas Türkü yüzyıllardır yaşadığı topraklardan sürülmesi neden gözden kaçmaktadır. Ermeni tehcir olayına evet diyenler bu zoraki göçleri neden göz ardı ederler. Ermeni tehcir olayında yaşananların daha fazlası bu dönemde yaşanmıştır. Biz tehcirin her türlüsüne karşıyız. İnsan yaşamında en zor olan doğduğu topraklardan sürülmektir. Asırlardır yaşadığınız topraklardan bir at arabasına veya öküz arabasına binerek canın yongası olan “malınızı, toprağınızı” terk ederek ayrılıyorsunuz. Düşünülmesi bile çok acı.

Ermenilerin Anadolu’da Ruslar ve Fransızlarla işbirliği yaparak Türkün Kurtuluş Savaşını baltalamak isterken, bu Ermeni kışkırtmalarına ve yabancılarla işbirliğine karşın kısa bir müddet için Osmanlı tarafından Halep ve Lübnan’a gönderilmesini “tehcir” olarak gösterirken, Balkanlardan ve Kafkaslardan bu denli büyük Türk göçünü ise görmemezliğe gelirler.

Kaynaklarımız çok geniştir. Bu konuda Osmanlı arşivleri ve Tarih Kurumu belgelerinin çok zengin olduğu bilinmektedir. Hele Cumhuriyet öncesi Osmanlı dönemi İngiliz konsolosluğu belgelerinin çok güvenilir ve doğru yazıldığı tarihçiler tarafından ifade edilir. İlber Ortaylı ve Emre Kongar’ın ifadeleriyle artık tarihimizle yüzleşmeliyiz. Bu kaynaklar Ermeni Soykırımı olmuştur diyenlerin incelemesine açılmalıdır.

Amatörce bir araştırma ile Yunan ve Bulgar kaynaklarında bulduğum belgeleri burada yazarak bu olayların aydınlanmasına biraz olsun katkıda bulunmak isterim. Çünkü Türk araştırmacı ve tarihçilerinin belgelerine dış dünya araştırmacı ve tarihçileri nedense itibar etmemektedir.

Yunanlı araştırmacı-yazar Dr. Georgios Nakracas savaş karşıtı cepheyi faaliyete geçirmek amacıyla yazdığı yazılarda –Anadolu’daki büyük bozgunun- salt “ Yunan müttefiklerinin ihanetinden” ileri geldiğini iddia ederek şu ifadeleri kullanırlar. “1922 de kullandığımız aptalca söylenceyi yinelemeyi(Megali İdea) önlemek için Türkiye ile olan sorunların barışçı çözümüne katkıda bulunan her öneriye ülkemizdeki özgürlükçü güçlerin arka çıkmalarını” istemektedirler. İki komşu ülke halklarının kardeşliği ve akrabalığı konuları iki halk tarafından kabullenme ortamı yaratılınca iki ülkenin siyasileri tarafından bütçelerine silahlanma için konan bedeller büyük meblağlar tutmaktadır. İki komşu devletin bütçelerinden ödenecek milyar dolarlar ki bu meblağın Yunanistan için 17 milyar dolar, Türkiye için 35 milyar dolar olacağı tahmin edildiğini ifade etmektedirler. Yine 2010 yılı başlarında ekonomik krize giren Yunanistan Hükümeti tasarruf amacıyla milli bayramlarında askerin zırhlı araçlarıyla gösterilere katılmasını programdan kaldırarak yaklaşık 10 milyon dolar, yine Ege denizinde “hot dog”-it dalaşı- dedikleri uçuşları asgariye indirerek uçuş başına 100 bin dolar tasarruf edeceklerini hesap etmektedirler. Buna benzer dileklerine ulusal basından destek isteyerek, Ülkemiz siyasi ve askeri yetkililerini bu kampanyaya katılmaya davet eden İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş’a destek vermek gerektiği düşüncesindeyim.

İki ülkenin savunma harcamalarındaki bu rakamların her iki ülkenin kalkınmasında halkın yaşam düzeyinin arttırılmasında kullanılmasını isteyen yazarın değindiği diğer konuları da çok gerçekçi bulduğum için Türk halkının okumasını ve herkesin ilgisini çekeceği düşüncesiyle paylaşmak istiyorum. Hep kendi kaynaklarımızı araştırıyor ve konuşturuyoruz. Herhalde bu sebepten de taraftar toplayamıyoruz olsa gerek!

Yukarda adı geçen yazarın, yine Yunanlı dostlarımızın her zaman ifade ettikleri gibi halklarımızın kardeşliğini pekiştirmek için düşmanlık tohumlarını ekerek değil, sevgi tohumlarını yeşerterek bunu gerçekleştirebiliriz. Geçmişte kalan düşmanlık ve kin tek taraflı olamaz. Evrende her şeyin etki-tepki düşüncesinden kaynaklandığını kabul etmeliyiz. Anadolu tabiriyle “sev beni, seveyim seni”, “ne ekersen onu biçersin”, “etme bulma dünyası” gibi deyişleri karşılıklı dikkate almalıyız. Sevgi ve dostluk kelimelerini gerçek anlamda yerine getirmeliyiz.

Konumuza dönerek, günümüzün güncel olayı soykırım konusunda Yunan kaynaklarından sizlere yine örnekler vermek istiyorum. “Ağırbaşlı bir Hıristiyan olan Trabzon Metropoliti Hrisantos Filipidis, bölgesinde gerilla birlikleri kurmadığı gibi, 1916’da kent Ruslar tarafından işgal edildiğinde Türkleri, Ermenilerin intikamcılığından (!) ve Rumların taşkınlıklarından korudu ve yoksul Türk göçmenlere yiyecek dağıtımını örgütledi. Trabzon’da daha sonra yeniden kurulan Türk Sultanlık yönetimi, Hrisantos’un hizmetlerini gördü ve ona nişan verdi.” diye kaydeder.

Yazar burada Rus kuvvetleri ile işbirliğine giren Ermenilere Yunanlıların yardımcı olmadığını anlatmak istiyor. Yazar devamla” Aşırı milliyetçi görüşlere sahip bir yazar olan Balabanis’in Trabzon Helenlerine Türklerin ılımlı davrandıklarını doğrulayan tanıklığı devlete karşı isyan etmedikleri bölgelerde Pontus Ortodoks Hıristiyanlarına 20. yüzyılda Türklerin hoşgörü göstermediklerine ilişkin egemen izlenimi kendi çapında yalanlamaktadır. Fransız ihtilalinden önce, Osmanlı İmparatorluğunda gelenek olarak pek gelişmiş bir dini tolerans vardı. Bunun tersine, Bizans İmparatorluğu zamanında farklı bütün dinleri, kan dökerek ve aşırı bir dini kincilikle ortadan kaldırmaya çalışmıştır.” Bu ifade bir Türkün değil, Yunanlı bir yazarın, yine Yunan kaynaklarına dayanarak verdiği küçük bir örnektir. Yazarın devamla Yunan-Türk ilişkilerini anlattıktan sonra Ermeniler ile ilişkisini örnekleriyle yazımızın devamında okuyacaksınız.

-Anadolu halkları mozaiği- ülkemiz için söylenmiş ve üzerine oturmuş en güzel sözlerden biridir. Evrenin en büyük kaynaşması, bu halkların harmanlaşmasından meydana gelmiştir. Değişik bir yaklaşımla Anadolu bir köprüdür. Bu köprüden gerek Avrupa’dan ve Orta Asya’dan, gerekse Orta Doğu’daki tüm kavim ve ırklar geçmiş, dolayısıyla da medeniyetler köprüsü dediğimiz Anadolu’da yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

Anadolu halkları mozaiği sözü ile ilgili Türk ve yabancı araştırmacıların saptamaları şöyledir: M.Ö 1200 yıllarında batıdan Anadolu’ya göçlerle başlayan yerleşimlerde Yunanlı kolonistler Ege kıyılarına yerleşmiş, koloniler oluşturmuşlardır. Karadeniz ve Ege kıyılarında bu kolonilerden önce yaşayan Anadolu’nun yerli halkı vardı. Buna en güzel örnek günümüzden 8500 yıl öncesinden bu tarihlere kadar Anadolu da zaten var olan yerleşimler gibi İzmir civarında da Yeşilova höyüğünde başlayan ve M.Ö II. binden itibaren yaşam Luvi-Lelegler olarak o yıllara kadar uzanmış ve bu halklar bu topraklarda yaşamışlardır. Bu kadar eski bir tarihi olan Anadolu Uygarlıklarını görmeyip, her şeyi Yunan Uygarlığının devamı olarak görmek arkeologlarca bencilliktir, safsatadır.

Bu konuyu en güzel değerlendiren Yunanlı araştırmacı Dr. Georgios Nakracas’tır. “Sayıları nispeten az olan Yunanlı kolonistler, daha sonraları bir yandan yerli halklar, öbür yandan zamanla Anadolu’ya göç eden veya orada devlet kuran çeşitli uluslar ile kaynaşarak, Anadolu halkları mozaiğinin artık kolay ayırt edilmeyen bir öğesini oluşturmuşlardı. Anadolu halklarının dilsel Helenleşmesi özellikle Helenistik dönemde başlamış, fakat ancak Bizans döneminde Türkçe yazılmış İnciller aracılığıyla yayılan Hıristiyanlık sayesinde genelleşmiştir. Helence, Kilisenin kullandığı tek dildi.” Halk ise Türkçe konuşuyordu. Bu 1924 mübadele olayına kadar da devam etmiştir. M.S VII. yüzyıla kadar İmparatorluğun resmi dili Latincenin yerini bu tarihten sonra Yunanca alacaktır. Halkın konuşma dili ise Balkanlardan gelen Türk boyları ile Anadolulu yerli halkının ise Türkçedir. “Selçuklular döneminde Anadolu Hıristiyan topluluklarında gönüllü kitlesel İslamlaşmalar olmuştur. Toplu İslamlaşmalar Osmanlı döneminde de devam etti. Sonuç olarak Anadolu Hıristiyan nüfus çok azaldı. Hıristiyan dinini muhafaza edenlerin önemli bir bölümü de zamanla dilsel Türkleşmeye uğradı. Ulusallaşma süreci başladığında Ortodoks Hıristiyanlar Rum-Grek ulusal kimliğini benimsediler. Ancak bu Hıristiyanlar yerine göre çeşitli yerli halklar ile Anadolu’ya sonradan göç etmiş halkların torunlarıydı. Bunların arasında Yunan kökenliler pek azdı.”Görüldüğü gibi bir Yunanlı yazarın kaleminden okuduğumuz itiraflar Anadolu halkları mozaiğini ortaya koymaktadır.

Dr. Georgios Nakracas ve arkadaşlarının yazdıklarına yorum yapmadan aktardım. AB ülkelerinin ve Dünya’da söz konusu olan Ermeni, Pontus, Suryani ve Keldani soykırımı iddiasına yine onların kaynaklarınla cevap verdiğim kanısındayım. Amatör bir araştırmacı olarak yaptığım bu araştırma da ise Suryani Soykırımı iddiasına rastlayacak bir kaynak bulamadım. Bu iddialara cevap olacağı kanısıyla bu belgeleri sizlerle paylaşmak istedim

YOUTUBE VIDEO LIST

italya seyahat / tatil müzik esnaf youtube

MOBESE TV

Google+ Followers

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

MOBESE TV